antony hegarty ‘lavazza için’

SafariScreenSnapz001

“Güzel bir kahve içtiğinizde de, etkileyici bir müzik dinlediğinizde de gözlerinizi kapama eğiliminde olduğunuzu fark ettiniz mi hiç? Bu küçük zevkin her bir anının tadını olabildiğince çıkarmak için…” diyor Lavazza. Ve gelenekselleşmiş takvim projesinin yanına bu kez de müzikal bir proje ekliyor. Bunun için kendi deyimleriyle en sofistike seslerden Antony Hegarty’yi (Antony and the Johnsons) seçiyor.

Antony Hegarty, kahve firması için; bir Puccini klasiği ‘Nessun Dorma’yı yeniden yorumluyor. Üstelik kendi tercihiyle İtalyanca olarak… Roma Senfoni Orkestrası eşliğinde Antony Hegarty’den ‘Nessun Dorma’yı dinlemek isteyenler burayı tıklasın.

Francesca Lavazza’nın müzik ve kahve ile ilgili söylediklerini de buraya not edelim: “Müzik ve kahve birbiriyle bağlantılı temalardır. En az 6 bin şarkının başlığında bile kahve kelimesinin kullanılıyor olması bunun için yeterli ispattır. Sherly Crow ve Bob Dylan gibi büyük sanatçılar bir fincan kahveye teşekkür etmekle ilgili şarkılar yazmışlardır.” 

Fotoğrafçı Miles Aldridge’in objektifinden Lavazza takviminin karelerini görmek isteyenler yazının devamını tıklayabilirler. Ama açıkçası çekimlerin beni çok da etkilediğini söyleyemem. İşin müzik kısmı çok daha başarılı olmuş…

((devamı için tıklayın))

müzik defteri sabah’ta

trendometre_muzikdefteri_

Severek takip ettiğim trendometre‘nin yazarı Yaprak Aras Şahinbaş, Sabah gazetesinin bugünkü Cumartesi ekinde müzik defterinin bir haberine yer vermiş. Konusu geçen yazıyı okumak isteyenler burayı tıklayabilir.

Yayınlandı: on Ekim 31, 2009 at 12:39 pm Yorum Yapın
Tags: ,

yellow bird projesi

clap_your_hands_say_yeah_1

Yellow Bird Project Montreal kökenli bir hayır projesi. Hayır kısmı ise şöyle işliyor: hepimizin çok yakından takip ettiği indie rock müzisyenleri YBP için her biri tek ve özel tişörtler tasarlıyor. Bu tişörtlerin satışlarından elde edilen gelirler ise Art for Change, The Teenage Cancer Trust, WWF, Safe Space, The Nature Conservancy, Free Arts for Abused Children gibi her biri birbirinden değerli hayır kuruluşlarına bağışlanıyor. Her müzisyen / tasarımcının tasarımını ve alacağınız tişörtün hangi kuruma bağışlanacağını da sitenin pratik tasarımı dahilinde görmek mümkün.

Tişört dışında yaptıkları bir muhteşem proje daha var: The Indie Rock Coloring Book. Evet, yanlış duymadınız; indie rock boyama kitabı… İllüstratör Andy J. Miller, 32 sayfalık bu kitabın hakimiyetine sahip olan isim. Indie rock müzisyenleriyle bir boyama kitabı nasıl olur derseniz; Broken Social Scene labirentleri, Clap Your Hands Say Yeah’nin karnavali, Bon Iver’in büyüleyici su rezervi, MGMT’nin psychedelic oyun alanı, Devendra Banhart’ın kuşları, Rilo Kiley’nin ‘saç bekleyen’ suratları; Yeah Yeah Yeahs’in konser seyircileri… Ayrıca Iron & Wine, Bloc Party, The National, Andrew Bird gibi isimler de sürprizler arasında…

indie_boyama_kitabi_5

İşin tişört kısmında ise kimler var kimler… Au Revoir Simone, Bon Iver, Broken Social Scene, Clap Your Hands Say Yeah, Devendra Banhart, Elvis Perkins, Hayden, Holly Throsby, Joseph Arthur, K-OS, King Creosote, Laura Veirs, Little Boots, My Brightest Diamond, New Pornographers, Of Montreal, Ra Ra Riot, Rilo Kiley, Stars, The Dears, The Magic Numbers, The National, The Shins, Wolf Parade, Wolfmother

Boyama kitabının içinden birkaç sayfa ve özel tasarım tişörtlerin bir kısmını görmek için yazının devamını; projenin tamamını görmek için yellow bird project’i; bana yılbaşı hediyesi ne alacağınızı düşünüp bir türlü karar veremiyorsanız da burayı tıklayın!

((devamı için tıklayın))

Yayınlandı: on Ekim 30, 2009 at 7:55 pm Yorum Yapın
Tags:

grunge

 

grunge_michael_lavine_1

Kısa ömürlü grunge akımın anlatan fotoğraflardan oluşan bir kitabı hazırlasa hazırlasa Michael Lavine hazırlar, yazsa yazsa da Thurtson Moore (Sonic Youth) en güzel anlatırdı herhalde. Kapağında da olsa olsa en güzeli Kurt Cobain olurdu herhalde. Kitabın adı da en sadesinden ‘Grunge’…

Sub Pop Records’un adamı Michael Lavine, portre ve müzik fotoğrafçılığı hayatında birçok isimle çalışmış bir fotoğrafçı… Rock ve alternatif objektifinden bakarsak; Nirvana, Sonic Youth, Soundgarden, Pavement ve Dinosaur Jr. gibi isimlerin albüm kapaklarını çekmişliği var. Hip hop objektifinden bakarsak; Puffy, Lil’Kim, Foxy Brown, The Wu Tang, Notorious B.I.G’in albüm kapaklarını çekmişliği var. Dergi sayfalarına baktığımızda ise onun portre fotoğraflarını Vogue’da, Esquire’da, People’da veya Fox’da görüyoruz…

Kitaba dönersek… 80’lerin başından 90’ların yarısına kadar süren grunge akımını farklı açılarla görebileceğimiz kitapta; Pacific Northwest, Nirvana, Soundgarden, Pearl Jam; kısacası Thurston Moore’un tahminimce çok keyifli şekilde kaleme aldığı Seattle punk gençliği yer alıyor. Akıma öncülük eden gruplar, alt kültürün nasıl sömürüldüğü, grunge’ın sert tepkisi, ve kuşkusuz akımın en büyük temsilcisi Kurt Cobain’in aramızdan ayrılışı…

Grunge dolu dolu, siyah beyaz, ünlü ünsüz 160 sayfa… Özellikle, akıma şahitlik etmiş olan her müzikseverin kütüphanesine şart!

((kitaptan kareler için tıklayın))

take away performanslar

blogotheque

Daha önce Lykke Li ve El Perro Del Mar’ın San Francisco sokaklarındaki performansını müzik defterine koymuştum. Ama blogotheque ekibini çok da araştırmamıştım. Ama bugün sitelerinde girdiğimde ve birkaç röportajlarını okuduğumda aslında ne kadar mükemmel bir proje olduğunu fark ettim..

 

Paris’te yaşayan bu guerilla ekip, müzik ve filmi sokaklarda, değişik mekanlarda bir araya getiriyorlar. Take Away Shows adı altında çektikleri bu canlı performansların özelliği farklı mekanlarda, spontane olmaları. Seçtikleri isimler de, çektikleri mekanlar da çok etkileyici! Bir asansörün içinde Arcade Fire, bir gitar dükkanının içinde Eric Truffaz, Teksas sokaklarında bir kamyonetin arkasında Jose Gonzales, nehrin ortasında bir teknede French Cowboys, kocaman bir mutfakta Efterklang, hareket halindeki bir minibüsün içinde Vampire Weekend, tuvalette Grizzly Bear veya süpermarkette Bowerbirds performansı izlemeyi kim istemez?

 

Fikir ortaya şöyle çıkmış.. Proje sahipleri Moon ve Chryde, Arcade Fire’ın Paris’teki konserinde sahneden inip herkesle birlikte sokağa çıkmasından ve performansını sokakta sergilemesinden çok etkilenmişler. “Aslında hepimizin müzikten istediği bu” diye düşünüp, Blogotheque’i, 2006 yılında kurmuşlar. 

 

“La blogotheque presente un concert a emporter” ibaresiyle açılıyor tüm video’lar. Ve her videonun çekim hikayesini okuyabiliyorsunuz site üzerinden..

 

Take away show’ların birkaçından bahsedeyim…

Yo La Tengo - Sokaklarda çocuklar eşliğinde With a girl like You, tek kelimeyle muhteşem bir performans (ekip de onları best of the best olarak ifade ediyor)

Eric Truffaz - Nobody Puts Baby in the Corner’ parçasının performansını bir gitar dükkanının içinde gerçekleştiriyor.

My Brightest Diamond - büyüleyici bir performans; ormanda ağaçların arasında yalnızda ksilofon eşliğinde bir Disappear performansı veya New York’ta suyun ortasında L’Hymne A L’Amour seslendirişi izlemeye değer.

Sebastian Tellier - Şahane! Belfort’ta gece nehirde bir iskelede, ateşlerin arasında eğlenceli bir performans.

Animal Collective - Alışveriş arabaları ve kukalarla Animal Collective’e yakışır bir performans.

Patrick Watson - Ekibiyle birlikte cadde üzerinde bir camekanın içinde veya metroda veya gece sokaklarda etkileyici performanslarını sergiliyor.

Architecture in Helsinki - gümbür gümbür bir şov. Heart it Races’ı apartman pencerelerinden sokağa bağırarak seslendiriyorlar. Sadece biraz daha iyi çekilebilirdi sanki..

Fleet Foxes - Armonilerini en güzel yankıyı veren Grand Palais’de sergiliyorlar.

Jose Gonzales - Teksas sokaklarında, hareket halindeki bir kamyonetin arkasında Hints’i seslendiriyor

Sigur Ros - La Closerie des Lilas’nın içinde Vid Spilum Endalaust performansı çok keyifli.

French Cowboys - ‘A Sall Away Show’ bu kez.. Nehrin ortasında bir teknede çok keyifli bir performans.

Vampire Weekend - Otoparkta Kids Don’t Stand A Chance performansı veya hareket halindeki bir minibüsün içinde Mansard Roof seslendirişler çok keyifli.

Beirut - Paris sokaklarında kalabalık orkestrasıyla kur dolu performansı çok güzel.

Arcade Fire - Bir asansörün içinde Neon Bible seslendiriyor. Mutlaka izlenmeli.

Efterklang - Grafitilerle dolu duvarların arasında, merdivenlerde Mirador performansı veya Bottom of the Hill mutfağında Echo Wave performansı çok güzel.

Lykke Li ve El Perro Del Mar - San Francisco sokaklarında After Laughter, Dance Dance Dance ve Somebodys Baby düetlerini yapıyorlar.

Grizzly Bear – Küçücük bir tuvalette Shift’i seslendiriyor veya Paris sokaklarında yürüyen bir a capella korosu olarak The Knife’ı söylüyorlar.

Tom Jones – Otel odasında We Got Love, If We Should Ever Leave You, Green Green Grass of Home parçalarını seslendiriyor.

Bloc Party – Bar kapısının önünde This Modern Love’ın akustik performansını sergiliyor.

Stephen Malkmus - Kapanmış bir barın içinde, ters çevrilmiş sandalyelerin arasında We Can’t Help You seslendiriyor.

St Vincent – Çatı katı bir odada yatağın içerisinde Marry Me parçasını seslendiriyor.

Xiu Xiu – şişeler, kutular ve bilimum aparatlarla değişik bir Improvisation performansı gerçekleştiriyor.

 

Bu yazdıkların sanırım sitede bulunan performansların sadece 4′te biri.. Diğerlerini bizzat vatanında görmek üzere buraya tıklayın..

 

Favori videolarımı eklemek istiyorum ama liste çok uzar. O yüzden sadece birkaçını aşağıda ekliyorum, izlemenizi şiddetle öneriyorum. Yakında dvd de basarlar herhalde.. Basarlarsa her müzik severin koleksiyonuna gireceğinden eminim! Peki ben Blogotheque olsam kimi nerede çekmek isterdim acaba? Bunu bir düşüneyim…….. 

(videoları izlemek için tıklayın)

bunny munro

bunny

‘Bunny Munro’nun Ölümü’ne fena halde sardım, müzik defterini unuttum… Birkaç sene önce ‘Eşek Meleği Gördü’yü de okumuştum ama bu kadar kaptırmamıştım.. Chuck Palahniuk’un belki 5 katı daha yeraltı arzulayan birileri varsa Bunny Munro’yla bir tanışmalarını şiddetle tavsiye ederim.. 

boğuk ve tatlı kadınla devr-i alem

imogen_heap

Imogen Heap, sesiyle ve müziğiyle kendine özgü olduğu gibi, ‘özgün’ hayran kitlesine de sahip bir Londralı. 4 yıldır bu kitle onun bir ses çıkarmasını bekliyordu; o da suskunluğunu ‘Ellipse’ ile bozdu.

Onun boğuk tonlu, ağır İngiliz aksanlı vokalini tanımayan yoktur. Imogen Heap, mutlaka bir şekilde çıkmıştır müzikseverin karşısına. Ya ‘Come Here Boy’, ‘Hide and Seek’ gibi solo parçalarıyla, ya OC, Heroes gibi dizilerin soundtrack’leriyle, ya da Urban Species ile birlikte ‘Blanket’da veya Jeff Beck, Way Out West, John Hopkins gibi isimlere ettiği eşliklerle… Ama onu aklımıza getiren en bilinir müzik projesi Frou Frou’dur şüphesiz; Guy Sigsworth ile birlikte yarattığı kısa ama öz özgeçmişli topluluk…

Çekici sesli bu tatlı İngiliz kadın onca müzik macerasının içinde ilk solo albümünü ‘I Megaphone’ adıyla 1998 yılında yayınlamıştı. Aralara serpiştirilen az önce adı geçen projelerden sonra 2005 yılında ‘Speak Yourself’ adlı ikinci albümünü çıkarmıştı. Bu albümle birçok kadın vokal hayranının liste başlarına yerleşmişti. Gerçekten de eşi benzeri zor bulunacak bir sese sahip Imogen Heap dört yıl süren sessiz bir aradan sonra üçüncü solo albümü ‘Ellipse’i de geçtiğimiz günlerde yayınladı.

Ellipse oldukça geniş bir kapsama sahip. Dinleyeni bazen bir masalın içine atıyor, bazen Afrika’da, bazen de Asya’da bir yerlere bırakıyor. Zaten albümün kayıt haritasında Hawaii, Fiji, Tayland gibi farklı noktalar var. A capella’lar, piyanolar, flütler, detaycı efektler, kemanlar; hepsi albümde farklı parçalarda, farklı atmosferlerle karşımıza çıkıyor. Onun videolarını izlemiş olanların da yakından tanıyacağı Imogen Heap’in sınır tanımayan enstrüman ve ses deneyimleri yine bu albümde bolca göz kırpıyor.

(dahası…)

Yayınlandı: on Eylül 2, 2009 at 2:26 pm Yorum Yapın
Tags: , , , , ,

optimist ses pesimist enstrümanlara karşı

wye_oak_1

Jenn Wasner’ın vokali ne kadar iyimser ve yumuşaksa, Andy Stack’ın enstrümanlarla ona yanıtı bir o kadar karamsar ve sert. Wye Oak yeni albümü ‘The Knot’ ile bol melankoli ve bol gürültü yaşatıyor.

Baltimore’lu ikili Jenn Wasner ve Andy Stack, yani Wye Oak, sessiz sedasız ikinci albümünü yayınladı. Arcade Fire, Camera Obscura, Buzzcocks, Caribou, Dinosaur Jr, The Essex Green ve The Magnetic Fields gibi nice toplulukların plak şirketi Merge Records’la çalışan Wye Oak 90’ların indie-rock müziğini yine kulaklarımızda canlandırıyor.

Melankolik tavırlarıyla bilinen ikilinin ilk albümü ‘If Children’ da geçtiğimiz yıl Merge Records tarafından yayınlanmıştı. Yeni albüm ‘The Knot’ diğerine göre daha karanlık, daha derin. Dağılmakta olan ilişkileri konu alıyor; ki bu yabancı oldukları bir konu değil. ‘If Children’ da yaşamın zorluklarıyla ortaya çıkmıştı. Şimdi ‘The Knot’ bu atmosferi devam ettiriyor; ama tekrarlayalım, daha kötümser ve çok daha melankolik bir tavırla…

Albüm şarkı sözlerinin yanı sıra melodilerde de beklenmedik anlar yaşatıyor, sıklıkla şaşırtıyor. Bol inişler ve bol çıkışlar var. Biraz fazla tekrarlar ön plana çıksa da Jenn’in özgün vokali kararlı karakterini ortaya koyuyor ve şiddetle öne çıkıyor. Sesi Yo La Tengo’dan Georgia Hubley’i oldukça andıran Jenn Wasner’in vokal kreşendoları, tekrar eden pasajları ve gürültülü gitarları; Andy’nin usta davulu ve gizemli synth’leri ile muhteşem bir uyum içinde akıp gidiyor; aralarda beklenmedik tonlar yaşatıyor. Beklenmedik tonların içinde neler var derseniz; zaman zaman keman, zaman zaman korna gibi ilk albüme nazaran farklılık gösteren zengin bir enstrüman ailesi… Wye Oak’ın yeni albümünün monoton vokaller dolayısıyla My Bloody Valentine, karmaşık enstrümanların yarattığı hissiyatlar dolayısıyla da Godspeed You! Black Emperor’a benzetmek mümkün… Böylece ortaya dikkati iyice vererek dinlemek gereken, detaylarla dolu bir albüm çıkıyor.

(dahası…)

Yayınlandı: on at 2:20 pm Yorum Yapın
Tags: , , , ,

“ölüm bu parçanın sonu değil”

yacht_2

Yacht’ın mistik ve felsefi sembollerle dolu yeni albümü ‘See Mystery Lights’ melodik anlamda neşeli, enstrümantal anlamda Afropop, tekrar edici nakaratlarla monoton, etkileyici sözleriyleyse oldukça büyülü.

2002’de Young American Challenging High Technology’nin kısaltması Yacht olarak kuruldu. 2008’de iki kişilik bir oluşuma dönüştü, 2009’da gerçek formunu buldu. Jona Bechtolt’un solo projesine artık Claire L. Evans da katıldı ve ikili olarak ilk albümlerini DFA Records etiketi altında yayınladılar. DFA Records, James Murphy’nin sahibi olduğu; Prinzhorn Dance School, Hot Chip, Hercules and Love Affair ve haliyle LCD Soundystem’ı bünyesinde bulunduran bir plak şirketi… Onlar kendilerini ‘canlı performans müziği’ olarak tanımlıyorlar. İlham kaynakları ise farklı yerlerden çıkıyor karşılarına; Powerpoint sunumlarından tutun üç boyutlu seslere veya şamanistik videolara kadar. Performanslarının amacı farklı gruplardan insanları katarsisle ve arınmayla bir araya getirmek.

Optik yanılsama oyunu yapan yeni albümlerinin kapağı, albümün web sitesine girdiğimizde holografik bir şekilde karşılıyor bizi. Aralarda şimşek gibi çakan kelimeler: ‘knowledge, power, responsability’. Ve aralarda belli belirsiz seçilen, bu üç kelimenin birleşmesiyle ‘control’. Daha albümü dinlemeden insan sarhoş oluyor böyle bir karşılama karşısında…

(dahası…)

Yayınlandı: on at 2:16 pm Yorum Yapın
Tags: , ,

iki özgür kadının hayalleri ve sesleri

voicesvoices_3

Xu Xu Fang’in uğuru, Prefuse 73’nin desteği ve gerek müzikal, gerek toplumsal özgürlük anlayışları ile yükselen iki kadın sesi ‘Voicesvoices’bu yıl çok konuşulacak.

Enstrüman çalmayı bilmeyen iki kadın bir akşam psychedelic müziğin başkenti Los Angeles’ta Xu Xu Fang konserinde karşılaşırlar, tanışırlar ve içlerindeki müzik yapma isteğini birbirleriyle paylaşırlar. Arkadaşlarından gitar ve amplifikatör ödünç alırlar ve kendilerini müziğe bırakırlar. “Bu enstrümanlar, bu sesler ikimiz için de çok yeniydi. İyi veya kötü yaptığımızı bilmiyorduk, sesleri yargılamadık, tam tersine özgür bıraktık” diyen ikili Nico Turner ve Jenean Farris her anlamda özgürlük içeren Voicesvoices’ı bu şekilde hayata geçirmiş oldu.

Özgürlük derken… Bir müzik enstrümanını çalmayı bilmediğinde çok daha katıksız, kurallardan, şartlardan arınmış, çok daha özgür bir yaratıcılık alanına sahip olmaz mısın? Sadece hissettiğini çalar, bu şekilde devam eder ve hayal gücünde sınır tanımazsın ya… İşte bu sanatsal çapta özgürlük, ilhamlar ve işbirlikleri onların bu yolda sağlam adımlarla yürümeye başlamasına neden oluyor.

İlham kaynaklarına göz atarsak… Onlara soyut ilhamı veren şey statükoya karşı gelen ve hatta bazen bizleri rahatsız alanlara sürükleyen insanlar ve fikirler. Somut anlamda ilhamları ise Squarepusher’ın müzik tekniği, Patti Smith’in zaman tanımazlığı ve Laurie Anderson’ın entelektüalizmi. Onun dışında Aphex Twin, David Bowie, Portishead, Daedelus, Caribou, The Kills etkilendikleri isimler arasında…

(dahası…)

Yayınlandı: on at 2:12 pm Yorum Yapın
Tags: , ,